Pourquoi le GMI ? Pourquoi Révolution communiste ?

Publié le 21 mai 2013 
Pourquoi le GMI ? Pourquoi Révolution communiste ?

Révolution communiste remplace désormais Combattre pour en finir avec le capitalisme (2006-2013) et Révolution socialiste (2002-2013). Après un an de discussion et d’activité en commun, lors de leur conférence nationale des 27 et 28 avril, les militants du Comité communiste internationaliste (trotskyste) et du Groupe bolchevik ont décidé de se fondre en une seule organisation, le Groupe marxiste internationaliste, affilié internationalement au Collectif révolution permanente. La base de la fusion est une plateforme politique, Pour le communisme, pour en finir avec le capitalisme, discutée démocratiquement durant plusieurs mois, amendée et adoptée par la 1e conférence du GMI (disponible en brochure et sur son futur site).

Pour les revendications ouvrières et le gouvernement ouvrier !

Publié le 01 mai 2013 
Pour les revendications ouvrières et le gouvernement ouvrier !

Hollande et son gouvernement avaient promis la reprise. Il n’y a pas de reprise, mais une dégradation continue de la situation : 23 mois consécutif de hausse du chômage. 3 224 600 chômeurs officiels, plus de 9 millions en comptant tous ceux qui sont sortis des statistiques, en contrats aidés, au RSA etc.

Plateforme du Groupe marxiste internationaliste

Publié le 28 avril 2013 
Plateforme du Groupe marxiste internationaliste

La conférence d’avril 2013 des militants du CCI(T) et du GB, au terme d’une année de rapprochement et de travail en commun en France :

Macron saldırısına sendika yönetimleri sayesinde devam etmektedir

Publié le 18 avril 2000 

Darbe üzerine darbe

Bir sene boyunca Macron cumhurbaşkanlığı, Parlamentodaki LREM (Macron’un partisi) çoğunluğu ve başbakan Philippe’in hükumeti işçi sınıfına ve hürriyetlere darbeler indirmiştir: çalışma hayatı kanunlarına karşı düzenlemeler, olağanüstü halin olağan kanunlara eklenmesi, göçmenlere baskı, kemer sıkma bütçesi, “girişimciler” için düşük vergiler, CSG isimli verginin artırılması, devletin baskı aygıtının güçlendirilmesi, memurların maaşlarının dondurulması, işsizlerin denetlenmesi, işsizlik sigortasını yöneten UNEDIC tarafından müessese kurmanın finanse edilmesi…

26 mart tarihinde, hükumet (çalışma bakanı Pénicaud vasıtasıyla) “ciddi suistimal” sebebiyle Hauts-de-Seine bölgesinin SUD sendikası sorumlusu Gaël Quirante’ın işten çıkarılmasına müsaade etmiştir, ki bu işten çıkarmayı 2010 senesinden beri La Poste (Postane) grubu talep etmekteydi ancak buna iş teftişi idaresi karşı çıkmaktaydı.

Bu gerilemeler ve mağlubiyetler emekçileri uyuşukluk ve eylemsizlikle suçlayan yarı reformcu teşkilatlar (LO, NPA, POID, AL…), hükumetin meşruiyetini onaylayan “reformcu” partiler (LFI, PCF…) ve tüm saldırıları müzakere etmeyi kabul eden sendikal yönetimlerin desteğiyle meydana gelmiştir.

Macron ve Philippe için bu zaferler başka zaferlerin de önünü açmaktadır. Memurlara karşı bir saldırı ile (“Action publique 2022” yani “Kamu eylemi 2022”), demiryolu işçilerinin statülerini yok edecek ve göçmenleri püskürtecek bir kanun daha hazırlamaya başlamışlardır, buna ek olarak emekliliği zayıflatacak yeni bir yasa olacağını beyan etmişlerdir.

Bu, ne yarın, ne önümüzdeki ay, ne de gelecek üç ayda sona erecektir… Derin reformlar yapmaya devam edeceğiz. (Macron, 11 mart)

Dış politika

Macron, bu zaferler ile Amerikan başkanlığının korumacılığını ve Alman, İngiliz, İspanyol ve İtalyan burjuvazilerinin zayıflamasını Fransız emperyalizminin dünyadaki yerini müdafaa etmek için kullanmaktadır. Almanya’yı (mayıs 2017), Fas’ı (haziran 2017), Avusturya’yı, Romanya’yı ve Bulgaristan’ı (ağustos 2017); Burkina Faso’yu, Fildişi Sahili’ni ve Gana’yı (kasım 2017), Katar’ı (aralık 2017); Çin’i (ocak 2018); Tunus ile Senegal’i (şubat 2018); Hindistan ile Hollanda’yı (mart 2018) ziyaret etmiştir…

Macron, Afrika’da Fransa’nın etki bölgesini korumak için Mali’de ve Yakın Doğu’da eski etkisine kavuşarak Irak ile Suriye’de Fransız kapitalist gruplarının bu ülkeleri “yeniden inşa etmeye” iştirak etmeleri ve İran’da varlık gösterebilmeleri amacıyla Hollande’ın (bir önceki cumhurbaşkanı) başlattığı askerî müdahaleleri sürdürmektedir.

Millî birlik

23 mart tarihinde fanatikleşmiş bir Müslüman suçlu Carcassonne ve Trèbes kentlerinde polislere saldırmıştır ve birden fazla emekçiyi öldürmüştür. Bu, Macron ve önde gelen medya kuruluşlarının jandarma ile orduyu kutlamalarına izin vermiştir.

Kendilerini bir araya getiren etkenlerin onları Macron’dan ayıran etkenlerden daha güçlü olduklarını gösteren bir şekilde, tüm Parlamento partileri “Fransa” ve özellikle devletin baskı aygıtı etrafında toplanmışlardır. LREM’in sağındaki burjuva partiler (LR, FN) bu fırsatı yabancı düşmanlığı, İslâm düşmanlığı ve demokratik hürriyetleri kısıtlama taleplerini sertleştirmek için kullanmışlardır. Bu partinin solundaki sosyal-şoven partiler ise (LFI, PS (Sosyalist Parti), PCF (Komünist Parti), Générations) bu eyleme katılmışlardır. Hâttâ Parlamento’da LFI partisinin şefi, milliyetçi şevkle, tüm milletvekilleri tarafından kendisini alkışlatmıştır.

Size şunu söylemek istiyoruz: sizin, bakanlarınızın, ve tüm devlet kurumlarının bu şartlarda elinizden gelen her şeyi, elinizden gelen en iyi biçimde yaptığınızdan eminiz.  (Mélenchon, 27 mart)

Mélenchon, bununla da kalmayıp ekim 2014 tarihinde Rémi Fraisse’in jandarma tarafından katledilmesini unutmamış olan eski bir LFI adayını kınamıştır. Devlet onu tutuklamış ve hemen yargılamada bir yıl ertelenmiş hapis cezasına çarptırmıştır. Mélenchon  partisinin ismini “asi Fransa” yerine “boyun eğen Fransa” olarak değiştirse durum daha açık olacaktır.

Bir jandarmanın cesur davranışı “Cumhuriyetin” polisinin, jandarmasının ve ordusunun daima burjuvaziye hizmet ettiklerini ve mücadele eden ezilen halklara, emekçilere ve öğrencilere baskı kurduklarını unutturamaz. GIGN (jandarmaya bağlı) ve GIPN (polise bağlı) resmî olarak büyük organize suçlara ve terörizme karşı kurulmuşlardır. Fakat GIGN, ocak 1985 tarihinde Yeni Kaledonya’da Kanak bağımsızlık yanlılarını öldürmeye ve eylül 2005 tarihinde Korsika açıklarında denizcilerin grevini kırmaya yaramıştır. GIPN ise mayıs 2005 tarihinde Fransa’nın Güney Batısında postacıların grevini kırmaya yaramıştır.

El yapımı İslâmcı terörizm

Bu gerici saldırıların boyutu ne Fransız ve diğer emperyalist orduların sebep oldukları yıkımla ne de Filistin gibi tüm bir ülkenin İsrail ordusu tarafından sömürgeleştirilmesiyle mukayese edilemez. 30 mart tarihinde aşırı silâhlı İsrail ordusu (ki Fransız devletinin yardımıyla atom bombasına bile sahip olmuştur) 17 Filistinliyi öldürmüş ve 1400 Filistinliyi yaralamıştır. Bu ırkçı devletin başbakanı Macron tarafından iki defa kabul edilmiştir.

Özellikle Irak ve Suriye Kürtleri sayesinde İslâm Devleti-DAEŞ’in Yakın Doğu’da yok olması, Fransa’daki İslâmcı saldırıların daha az organize olmalarını sağlamıştır. Ancak fanatikleşmiş suçlu ya da dengesiz kişiler tarafından yapılan basit saldırılar halkın gözetimine izin veren birçok kanun ve siyasî polisin (DGSI, İç Güvenlik Genel Müdürlüğü) artan imkânlarına rağmen durmamıştır. Bu saldırılar Müslüman ülkelerdeki Fransız müdahalelerinden, kitlesel işsizlikten, işe almadaki ayrımcılıklardan, polis kontrollerinden, hükumetlerin halkın dinî etki altında kalmasını cesaretlendiren kararlarından ve dünyada ve Fransa’da Selefiyeciliği yayan özellikle Suudi Arabistan olmak üzere mutlak Körfez hanedanlarıyla yapılan ittifaklardan beslenmektedir…

Sanayileşmiş emperyalist terörizm

Macron-Philippe hükumeti, Yemen’i yok etmekte olan Suudi Arabistan’a silâh satmaya devam etmektedir. Fransız kapitalizmi Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya’dan sonra ve Almanya ile Çin’in önünde 3. en büyük silâh ihracatçısıdır.

Sendikal yöneticiler, LFI, PCF, PS ve Générations daima daha fazla polis, gardiyan ve paralı asker istemektedirler.

2015 senesinin sonundan 2016 yılının sonunda dek Adalet bakanlığında istihdam 6100 kişi artmıştır… Savunma bakanlığında da istihdam kara operasyon güçlerinin artmasıyla yükselişe geçmiştir (+ 3700), bu 2015 senesinde açıklanan yasa dışı göç ve terörizmle mücadele planlarının hayata geçirilmesiyle İçişleri bakanlığında da geçerlidir (+ 2400)  (Insee première (Fransız istatistik kurumu), mart 2018)

Diyorlar ki devlet toplu taşıma için daha fazla harcama yapamaz. Ancak imha araçları için yaptığı harcamaları arttırmaktadır. 27 mart tarihinde, 389 lehte oy ve 27 aleyhte oy ile Parlamento Fransız ordusunu 2025 yılında gayri safi millî hasılanın %2’si oranında finanse etmeyi öngören bir kanunu kabul etmiştir.

Emmanuel Macron’un hedefi savunma harcamalarını 2025 senesinde gayri safi millî hasılanın %2’si oranında finanse etmektir, ki bu 50 milyar avroya denk gelmektedir; bu yıl ise 34,2 milyar avro harcanmıştır. (Le Point, 8 şubat)

Sosyalist Parti milletvekilleri çekimser oy kullanmışlardır. LFI ve PCF milletvekilleri aleyhte oy kullanmışlardır, ancak bu sadece bazı noktalardaki anlaşmazlıklar sebebiyledir.

André Chassaigne (PCF) fazla pahalı bulduğu “nükleer caydırma seçimini” tenkit etmiş  ve nükleer silâhların yayılmasına karşı mücadeleyi savunmuştur. (Challenges.fr, 27 mart)

Gerçekten de LFI, PCF, PS ve Générations ne “dış operasyonların” son bulmasını talep etmektedirler, ne dünyadaki Fransız askerî üslerinin kapatılmasını, ne de baskı güçlerinin dağıtılmasını.

Sendikal onay

Baskı güçleri için hükumet cömert olsa da, kemer sıkma sağlık hizmetlerini, öğrenimi vs. kapsamakta ve statüler sorgulanmaktadır. Memuriyet bakanı, “Kamu eylemi 2022” planının sendikal yönetimler tarafından müzakere edilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.

Dokuz sendika da çalışmalara başından sonunda kadar iştirak etmiştir. (Dussopt, La Tribune, 30 mart)

“Yeni demiryolu paktının” amacı, devletin PTT ve eski EDF-GDF (elektrik ve gaz) idarelerinin parçalanması ve kısmi olarak özelleştirilmeleri ile başardığı gibi bir sosyal mücadele kalesinin altüst edilmesidir. Bunun için Macron-Philippe-Borne hükumeti SNCF (Fransa’daki TCDD eşdeğeri) çalışanlarını zayıflatmak, gelecek demiryolu işçilerinin statülerini yok etmek, demiryolu taşımacılığını rekabete açmak ve hâttâ bazı demiryolu çalışanlarını rakip kapitalist firmalara aktarmak istemektedir. Buna rağmen hiçbir zaman sendikal yönetimler bu “paktı” müzakere etmekten vazgeçmemişlerdir.

Otuz kadar toplantı bu tahkimlerle sonuçlanmıştır, ki hükumet bunların sendikaları rahatlatacağını ummaktadır. (Le Monde, 31 mart)

Saptırmalar ve dağılma

Saldırıları müzakere eden sendikal yönetimler tüm planların geri çekilmesi için ve hükumeti yenmek için genel grev çağrısı yapmayı reddetmektedir. Sınıf işbirliğini saklamak maksadıyla “etkinlik günleri” ve “aralıklı grevler” kararları almaktadırlar. Her biri sendika bürokrasisine dahil olan reformcu partiler ve yarı reformcu teşkilatların desteğini almaktadırlar.

Tabii ki taşımacılıkta genel grevi bir emirle başlatamayız. Zaten bu yüzden de grevler bir aç-kapa düğmesiyle yönetilemez. (Lutte ouvrière (İşçi mücadelesi), 23 mart)

LO ve ondan ayrılan gruplar (CR-L’Étincelle, VdT…) bürokratların iyi bilinen mazeretini tekrarlamaktadırlar: genel grev bir kararla başlatılamaz.

Fakat sendika yöneticileri sadece emekçilerin üyelik ücretleri yerine devletin parasını kabul ederlerse daha iyi maaş alacakları kararını vermektedirler (CGT’nin genel sekreteri Lepaon’un yaşam tarzını hatırlamak kâfidir). Saldırıları görüşmek için hükumetin çağırmalarına uymak gerektiği kararını vermektedirler. Dağılma koşullarını oluşturma kararını vermektedirler. “Etkinlik günleri” emirlerini vermektedirler (sabahleyin “aç” düğmesi, akşamleyin “kapa” düğmesi). Tabanlarına “aralıklı grev” emri vermektedirler. Niçin sendikal şefler kararlarını önce genel toplantıların takdirine sunmazlar?

LO bazen “Troçkizmden” geldiğini ifade eder. Ama, 1936 senesinden evvel Troçki tarafından yönetilen 4. Enternasyonalin Fransa bölümü birçok kez genel grev çağrısında bulunmuştur.

İşçi sınıfı tehlike altındadır! Teşkilatların birleşik cephesi, işçi milisinin organizasyonu ve genel grev! (La Vérité mecmuası, 8 şubat 1934)

PS ve PC’nin seçimci cephesinin yerine mücadele siyaseti koyalım: Doumergue’i devirmek için genel grev!  (La Vérité, eylül 1934)

Brest ve Toulon kentlerinin işçileri devrimci mücadelenin yolunu gösteriyorlar: genel grev gündemdedir. (La Vérité, 23 ağustos 1935)

Niçin LO mensupları CGT sendikası içinde sendika yönetimi tarafından hükumetin tüm planlarının müzakeresine karşı hiçbir şey yapmamaktadırlar? Niçin genel toplantılarda LO mensupları PCF ve LFI partilerinin bürokratları ile genel grev yönünde görüş bildiren emekçilere karşı çıkmaktadırlar?

NPA (yeni antikapitalist parti) çekingen bir şekilde CGT yönetimi ile arasına mesafe koymaktadır, ancak bunu Solidaires sendikasının versiyonunu yani devam ettirilebilen grevleri desteklemek için yapmaktadır.

Her beş günde iki günlük SNCF (demiyolları) grevinin organizasyon şekli bazılarının diş gıcırdatmasına sebep olmaktadır çünkü devam ettirilebilen bir grev lüzumunun altında yer almaktadır.  (L’Anticapitaliste, 22 mart)

Ama değişik şirketlerdeki, üniversitelerdeki, garlardaki, hastanelerdeki, marketlerdeki  yenilenebilir grevler, genel grev değildir. Genel grev olmaksızın “yenilenebilir” grevler dağılma ve neticesinde mağlubiyetin garantisini oluştururlar.

15 mart tarihinde EHPAD (huzurevi) çalışanlarıyla emekliler için bir “etkinlik günü” çağrısı yapılmıştı. Hatırı sayılır sayıda kişi katıldı, ancak hiçbir netice alınamadı. 22 mart tarihinde memurlar ve demiryolu çalışanları için bir “etkinlik günü” çağrısı yapılmıştı. Çok sayıda kişi katıldı, hiçbir netice alınamadı.

Memurlar için 22 mart tarihindeki “etkinlik gününden” beri hiçbir şey öngörülmemiştir, 19 nisanda CGT yönetimi tarafından yeni bir “etkinlik günü” haricinde.

Carrefour mağazalarında yönetim 2400 kişilik işten çıkarma yapmak istemektedir. FO ve CFDT sendikaları tarafından 31 mart tarihinde yapılan grev 300 mağazayı etkilemiştir. Hiçbir netice alınamamıştır.

Air France’da ise sendikalar birçok “etkinlik günü” düzenlemişlerdir (23 şubat, 13 mart, 30 mart, 8 nisan…). Bu günlere katılım çok yüksek olmuştur ancak şirket yönetimi kararlarında bir değişikliğe gitmemiştir.

Sağlık sektöründe 15 mart tarihinde çeşitli hastanelerden 25 Sud sendika bölümü ve 10 CGT sendikası ile hastane müdafaa komiteleri koordinasyonu birçok “etkinlik günü” çağrısında bulunmuştur: 7 nisan, 15 mayıs, “öfkeli sağlıkçılar salı günleri”…

SNCF emekçileri konfedere yönetimler tarafından tek başlarına bırakılmışlardır. Sendikalar koordinasyonu 3 nisandan haziran ayına dek her 5 gün için 2 günlük “aralıklı grev” kararı almıştır. 3 ile 4 nisan tarihlerinde greve katılım çok yüksek olmuştur.

Mücadelelerin dağılması patronlara ve onların devletine emekçileri bölme ve sektör sektör darbe vurma imkânı vermektedir. Ne aralıklı grevler, ne de etkinlik günleri zafer getirebilir, 2016 senesinde El Khomri yasasına karşı 14 etkinlik gününün gösterdiği gibi.

Genel grev!

Fransız proletaryası, mart 1871’de Paris Komünü sırasında silâhlanmayla, haziran 1936’da genel grevle, ağustos 1944 tarihinde Kurtuluş sırasında silâhlanmayla, 1968 mayısında genel grevle gücünü göstermiştir (ve imkânsız görülen taleplerini elde etmeyi başarmıştır).

Başını kaldırmak genel grev demektir. Hep beraber genel grev demektir. Mücadelelerin bütünleşmesi genel grev demektir. Hükumeti yenmek için yol, genel grevdir. Kapitalistlerin hükumetinin yerine emekçilerin hükumeti perspektifini açmak, genel grev demektir.

Bunlar sektör grevleri değildir. Bunlara grevler demek bile doğru değildir. Bu, grevdir. Bu, ezilenlerin gün ışığında ezenlere karşı bir araya gelmeleridir, yani devrimin klasik başlangıcıdır. (Troçki, 9 haziran 1936)

Gerek SNCF’de, gerek kamu sağlık sektöründe, gerekse üniversitelerde, kısacası her yerde genel toplantılar şu kararları almalıdırlar:

• hükumetin planlarının müzakerelerinin tümü durdurulsun!

• planlar iptal edilinceye dek genel grev!

• polislere ve faşistlere karşı kendi kendimizi koruyalım!

• genel toplantılar tarafından seçilen grev komiteleri!

• her bölgede merkezî grev komitesi!

• demokratik millî grev komitesi!

4 nisan 2018